 |
|
|
|
|
 |
| |
| |
|
|
 |
| |
 |
Yaşam
demek, çalışmak demektir. 
|
 |
|
|
| |
Orhan
Veli Şiirinde KEŞAN-UZUNKÖPRÜ-ADİLHAN
|
|
| |
Mehmet
ÖZGÜREL
|
|
| |
|
|
| |
Orhan
Veli, 1941-1944 yılları arasında Gelibolu Ortaköy'de
emir subayı idi. Yaşam biçimi dağınık ve özentisizdi.
Sevilirdi aranırdı ve disiplin kusurları bir dereceye
kadar hoş görülürdü.
Görev yaptığı Ortaköy, dağ başında mahrumiyet bölgesi.
Yarım adanın bir tarafı Marmara Denizi, diğer tarafı
Saros Körfezi, İkinci dünya savaşında Alman'lara
karşı savunma hattının başladığı yer. Her taraf
korugan, her taraf asker. Yunanistan Almanlar tarafından
işgal edilmiş, ordu teyakkuz halinde. Herkes tedirgin,
tetikte, gözler ufukta.
İşte bu koşullarda akşam olup güneş battığında,
eri, subayı, herkesi bir efkar basardı. Ama Orhan
Veli bir başka duygulanırdı. Çilingir sofrasını
kurar, rakı şişesini açar, efkar ve özlemini şiire
dökerdi.
Dağ başındasın,
Derdin günün hasretlik.
Akşam olmuş,
Güneş batmış,
İçmeyip de ne halt edersin ?
Diyerek mısraları mırıldanıp rakısını yudumlar;
hep İstanbul'u konuşurdu. Komutanı onun bu tutku
ve özlemini bildiği için, sık sık görevle İstanbul'a
gönderirdi. Bazen firar bile ettiği olurdu.
O tarihlerde İstanbul'a gitmenin iki yolu vardı.
Ya Gelibolu'dan vapurla, ya da posta kamyonu ile
Keşan-Uzunköprü karayolundan sonra oradan da trenle
İstanbul... Başka da ulaşım şekli yoktu.
Kara yolculuğunda ilk durak Keşan'dı Orhan Veli
burada konakladığında Cumhuriyet Han'ında kalırdı
Keşan'ın meyhanelerinden de çok söz ederdi. Handaki
bir gecesini şöyle anlatır;
KEŞAN (21.08.1942)
Cumhuriyet Hanı'nda
Ne Güzel bir geceydi!
Sabaha karşı yağmur yağdı.
Güneş doğdu, Ufuk kana bulandı,
Çorbam geldi sıcak sıcak
Kamyon geldi kapımıza dayandı.
Karnım tok,
Sırtım pek;
Ver elini Edirne şehri
Posta kamyonu ile Uzunköprü'ye gelindiğinde, kasaba
ile istasyon arasında "Biriçka" denilen
at arabaları dolmuş yapardı. Üstü kapalı bu arabalarda
karşılıklı oturulurdu.
İşte böyle bir yolculukta Orhan Veli'nin karşısına
hafif meşrep bir taze düşer, dizi dizine değer,
hemen etkilenir. Duygular anında şiir olur.
Yolculuk;
Ne var ki yolculukta,
Her sefer ağlatır beni,
Ben ki yalnızım bu dünyada
Bir sabah kızıllığında
Yola çıkarım Uzunköprü'den,
Yaylımın atları şıngır mıngır
Arabacım ondört yaşında
Dizi dizime değer bir tazenin
Çarşaflı ama hafif meşrep
Gönlüm şen olmalı değil mi?
Nerde!
Söyleyin ne var yolculukta.
Orhan Veli, bir süre koru dağı eteklerinde Adilhan
köyünde de kalmıştır. Buradaki şiirlerinde de tabii
ki, rakı var, hasret var, İstanbul var.
Akşam oldu yine bastı kareler
Oturdum sırtın üstüne
Geçmiş günleri düşündüm
Askerdim, Adilhan köyündeydim.
Böyle bir akşam yine,
İçimde yine İstanbul hasreti
Dalmış düşünmüştüm.
Bu dağlar Koru Dağları değil
Bu köy Adilhan Köyü değil,
Ne şu değirmen Ferhat ağanın
Ne açım ne susuz.
Hele bir güneş çekilsin;
Gideceğim bir aşçı dükkanına
Bu akşam da orada içeceğim.
69. Tümen, 69. Tümen mülhakı piyade yedek Teğmeni
Orhan Veli terhisten sonra eski İstanbul hayatına
tiğteber dönmüştü. Kendi şiirinde olduğu gibi....
Cep delik, cepken delik
Yen delik, kaftan delik
Don delik, mintan delik
Kevgir misin be kardeşlik.
Aradan yıllar geçti. Bir gün Beyoğlu'nda karşılaştık.
Yine "Rakı şişesinde balık olmuştu" zor
yürüyordu. Beni herhalde tanımadı ki sadece bakıştık
ve uzaklaşıp gitti. Sonra da tüm dostlarından, sevdiklerinden
ebediyen ayrıldı.
Mehmet ÖZGÜREL
Em.Öğrt.
(Uzunköprü)
|
|
| |
|
|
| |
|
|
|